Yenidoğan hangi aşıları olmak zorundadır?

Yenidoğan bebeklerin ilk aşısı Hepatit B1 aşısıdır. Bebek doğar doğmaz ilk dozu hastanede uygulanır. Bebek hastaneden taburcu olmadan mutlaka taptırılması gereken önemli bir aşıdır. Birinci ayın sonunda bebeğe uygulanan aşı Hepatit B2 aşısıdır. Hepatit B aşısının yapılma nedeni ise hepatit B’nin çok ciddi bir soruna yol açmasıdır. Özellikle bebeklerde ağır sonuçlara neden olan Hepatit B, ağır karaciğer enfeksiyonuna neden olan bir virüs türüdür. İkinci ayın sonunda bebeğe sırasıyla BCG(Verem- sol omuz deri içi), KPA1( Bacak kası içi), 5’Lİ Karma Aşı (Difteri, Tetanoz, Asellüler Boğmaca, Polio- bacak kası içi), Rotavirüs (Ağızdan) yapılır. 4.ayın sonuna gelindiğinde ise bebeğe KPA2 (Pnömokok- bacak kası içi), DaBT – İPA – HİB 2- (Beşli Karma Aşı- bacak kas içi), Rotavirüs (Ağızdan)aşı uygulaması yapılır.6. ayın sonunda Hep B3 (Hepatit B), KPA 3 – (Pnömokok- bacak kası içi), DaBT – İPA – HİB 3- (BEŞLİ KARMA AŞI- bacak kas içi), OPA 1 – Oral Polio Aşısı yapılır. 9. Ayda bebeğe Meningogok 1 aşısı uygulanır. Bu aşının yapılma nedeni menenjit olarak da bildiğimiz, beyin ve omuriliği saran zarların enfeksiyonu olarak tanımlanan Meningoogok hastalığıdır. 12.ayın sonunda uygulanan aşılar ise sırasıyla KKK_1 (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısı), KPA-4 – (Pnömokok- bacak kas içi), Su Çiçeği-1 (Varicella- kol deri içi), Meningokok aşısıdır.

Aşıların uzun dönemde yan etkileri var mı?

Aşıların yan etkileri araştırmalara göre 4 bebekten 1’inde görülmektedir. İlk aşamada gribe benzer yan etkiler görmek mümkündür.Hafif bir ateş, iştah kaybı, kusma, deri döküntüsü, eklemlerde şişme problemleri yaşanabilir. Eğer problemler artar ve düzelmezse en kısa zamanda doktora başvurulması gerekir.

‘Bulaşıcı hastalıkların çoğu ölümcül değil, aşıya gerek yok…’ yaklaşımı nelere yol açabilir?

Bu yaklaşım hem Türkiye’de hem de dünyada giderek artan yanlış bir düşünceye dayanıyor. Aslına bakılırsa tüm bulaşıcı hastalıklar, farklı şartlar altında ölümle sonuçlanabilir. Bu konuda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, ülkemizde son 10 yılda bulaşıcı hastalıklara yakalanan çocukların sayısı, ailelerin yanlış aşı tutumu yüzünden giderek artıyor. Ancak ailelerin şunu anlaması gerekiyor. Aşı, hastalıklardan korunmak için, hasta olmadan önce vücuda o mikrobun texoldil veya kendisinin verilmesidir. Bu sayede vücut, mikrobu tanır ve savunma mekanizması geliştirir. Gerçeği ile karşılaştığında ise hazırlıklarını yapmış olan vücut, reaksiyon göstererek hastalığı bloke eder. Bu durumda hiçbir hastalık sıfırlanmadığı sürece aşı yaptırmamak yanlış ve tehlikeli bir tutumdur.

Son bilimsel araştırmalar aşının yararlı ve gerekli olduğunu söylüyor mu?

Aşı karşıtlarının savunduğu en önemli teori, aşının içindeki civanın zararlı olduğu otizm başta olmak üzere birçok hastalığa sebebiyet verdiğidir. Ancak yapılan araştırmalar, aşı koruyucusu olan çok az miktarda ki thiomersalin (civanın) otizm yaptığını kanıtlayan her hangi bir bulgu ortaya koymamıştır. Üstelik düzenli aşı programını tamamlamış olan altı aylık bir bebeğin aşıyla almış olduğu toplam civa miktarı 120 birimdir. 160 gram (1 küçük konserve) ton balığında 12 birim civa vardır. Yani çocuğunuz sadece 1 konserve ton balığından 10 kutu yerse tüm aşıdaki kadar civa alır.

Çocuk felci ve karma aşıları ani bebek ölümüne neden oluyor mu?

Sorunun cevabı kesinlikle hayır! Yapılan aşılar sayesinde 3 milyon kişinin ölümü engelleniyor. Bu konu hakkında ortaya atılan spekülasyonlar sebebiyle birçok araştırma yapılmış ve bununla ilgili bir bağlantı bulunamamıştır. Aksine Karma aşı ve Çocuk felci aşısı vurulmayan çocuklar sakatlık ve ölümle yüz yüze kalmaktadır. Bu teoriyi savunanların karma aşı ve çocuk felci aşısı ile “Ani Bebek Ölümü” hastalığının arasında bir bağlantı olduğunu düşünmelerinin nedeni bu aşıların “Ani Bebek Ölümü” hastalığı ile benzer yaş gruplarına uygulanmasıdır.

Ülkemizde çocukları bugünlerde görülmeyen hastalıklardan korumak için de aşı yapılıyor mu?

Daha öncede dediğimiz gibi bir hastalık tamamen dünya üzerinden silinmeden aşıların kalkması mümkün değildir. Dünyanın bir ucundaki bulaşıcı hastalığın bizlere kadar gelmeyeceği fikri ise fazla iyimser bir yaklaşım. Çünkü dünyada birçok bulaşıcı hastalık o ülkeden gelen tek bir uçak yolcusuyla bile büyük bir salgına dönüşebilir.

Çocuğa birden fazla aşı yapmak, ona zarar verir mi?

Bu düşüncenin arkasında bebeğe yapılan karma aşı yapılması yatar. Karma aşı ile birlikte bebeğin vücuduna çok fazla yabancı madde girdiğini düşünen bir grup, bunun zararlı olduğunu ve bebeğin bağışıklık sistemine fazla yüklenilmesinden dolayı zayıflattığını düşünür. Ancak bir bebek dışarıdan çok daha fazla yabancı maddeye gün içinde maruz kalır, haliyle birden fazla aşının çocuğa bir zararı yoktur.

Çocuğun bağışıklığını kuvvetlendirmeye sadece anne sütü yetmez mi?

Çocuklarda güçlü bir bağışıklık sisteminin temelleri bebeklikte atılır. Anne sütü, zamanında alınan ek gıdalar ve aşıların doğru yapılması bu temelin oluşmasında önemli bir rol oynar. Ancak bu unsurlar birbirini tamamlar, birinin eksik olması çocuğun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını zayıf kılar. Anne sütü her ne kadar mucize bir besin olsa da, anne sütüyle beslenen bebeklerin enfeksiyona yakalanma riski daha düşük olsa da tek başına bulaşıcı bir hastalıkla baş edecek kadar güçlü değildir. Bulaşıcı hastalıkların yol açtığı ölüm ve sakatlıkları önleyecek olan güç aşıdır.

Özellikle grip aşısı başta olmak üzere, aşılar korumak yerine daha çok hasta mı ediyor?

Canlıya aşı yapıldığı zaman belli bir süre halukça dönemi hastalığa benzer bulgular görülebilir ama bunlar her zaman olmaz.

Aşı ve otizm ilişkisi çok tartışılıyor, aşı otizmi tetikliyor mu?

Böyle bir ilişki kurmak çok zor. Çünkü ne alüminyum ne de civanın doğrudan otizme yol açtığına dair kesin bir bilimsel veri yok. Eğer aşı içindeki civa bir zehirlenmeye yol açarsa ki, böyle bir şey mümkün değildir ya da başka sebeplerle böyle bir zehirlenme ortaya çıkarsa çocukta şu belirtiler görülür; titreme, dengeyi sağlayamama, yürümede zorluk. Otizmde ise tablo çok farklıdır. Çünkü otizm tekrarlanan hareketlerle karakterize edilir. Bu ilişkiyi kuranların en çok savunduğu tez ise otizmli hasta sayısının arttığıdır. Oysa otizmli hasta sayısı artmadı, otizm tanısı yapılan hasta sayısı arttı.